Premier League’in kar ve sürdürülebilirlik kuralları (PSR) rekabet eşitliği sağlamıyor. Aksine, ligin büyük kulüplerini koruyan bir kartel kalkanı işlevi görüyor.

Everton’ın geçen sezon iki ayrı puan silme cezası, Nottingham Forest’ın dört puanlık cezası ve Manchester City hakkındaki 115 suçlamanın sürekli gündemde olması, hesap verebilirliğin arttığı izlenimi yaratıyor. Oysa daha yakından bakıldığında, bu kurallar düzeni sarsmaya çalışan kulüpleri cezalandırırken, geleneksel elitleri dokunulmaz bırakıyor. Sistem çarpık.

Stadyum geliri asıl belirleyici

Manchester United geçen sezon maç günü gelirlerinden 136 milyon sterlin kazandı. Everton ise sadık taraftar kitlesine rağmen Goodison Park’tan 44 milyon sterlin elde etti. Aradaki 92 milyon sterlinlik fark, ne yönetim ne de vizyonla ilgili; tamamen yapısal bir miras. Old Trafford 74.000, Goodison ise 39.000 kapasiteli. Yeni PSR kuralları harcamaları gelirin katıyla sınırlandırdığı için, büyük stadyumları ve küresel taraftar kitleleri olan kulüpler hiçbir kuralı ihlal etmeden rakiplerinden daha fazla harcayabiliyor. Arsenal’in Emirates Stadyumu yılda 100 milyon sterlinin üzerinde gelir getiriyor. Bournemouth’un Vitality Stadyumu ise sadece 8 milyon sterlin. Bu kulüpler tamamen farklı finans oyunları oynuyor.

Bu serbest piyasa değil; liyakat kılıfına sokulmuş bir veraset monarşisi. Premier League’in kendi verilerine göre, 2016’dan bu yana ilk altı sıradaki kulüplerle geri kalanlar arasındaki ticari ve maç günü geliri farkı yüzde 40 arttı. PSR, sahiplerin ne kadar yatırım yapabileceğini sınırlayarak bu farkı kalıcı hale getiriyor. Kural diyor ki: sadece kazandığını harcayabilirsin. Ama kazandığın büyük ölçüde tarih tarafından belirleniyor — şanslı bir coğrafya, 1910’da yapılmış bir stadyum, on yıllarda inşa edilmiş küresel bir marka.

Manchester City istisnası kuralı kanıtlıyor

City’nin yükselişi, yatırımın karteli kırabileceğinin kanıtı olarak gösteriliyor. Ama City’nin harcamaları büyük ölçüde PSR’den önce yapıldı. Etihad’ın genişletilmesi ve Abu Dabi’nin ticari anlaşmaları — tartışmalı da olsa — gelirlerini hızla artırmalarını sağladı. Bugünkü kurallar bu yolu kapatıyor. Örneğin Newcastle United: Suudi satın almasından bu yana ağır harcamalar yapıyor ama PSR sınırlarına takılıyor. City’nin arasındaki farkı kapatmak için 200 milyon sterlinlik yeni öz sermaye koyamıyorlar. Çünkü kurallar sahip yatırımını sınırlıyor. Newcastle satmadan alamıyor, Manchester United ise devasa ticari geliriyle kurallar içinde rahatça harcayabiliyor. Sonuç, olmak istediğiniz değil, sahip olduğunuz şeyi ödüllendiren bir sistem.

  • Aston Villa, Tottenham’ın yarısı kadar maaş bütçesiyle Şampiyonlar Ligi’ne kaldı. PSR, bu yaz dengeleri sağlamak için yıldız bir oyuncuyu satmaya zorlayacak; Tottenham ise rahatça harcayabilecek.
  • Brighton’ın tüm modeli, en iyi oyuncularını her sezon satmaya dayanıyor. Bu sürdürülebilir rekabet değil, bir besleyici kulüp sistemi.
  • Everton’ın Bramley-Moore Dock’taki yeni stadyumu zamanla gelirleri artıracak ama kulüp, bu yatırımı yaparken cezalandırıldı. Kurallar uzun vadeli büyümeye yatırımı cezalandırıyor.

Peki mali sürdürülebilirlik gerekli değil mi? Kurallar kulüpleri iflastan korumuyor mu?

Bu standart bir savunma: PSR’nin bir Portsmouth veya Leeds iflasını önlediği söyleniyor. Bu yanıltıcı. Futbolda iflas neredeyse her zaman maaş ve transferlerdeki pervasız harcamalardan kaynaklanır, sahip yatırımından değil. Kulüplerin operasyonel olarak başa baş noktasında olmasını istemek makul. Ancak mevcut kurallar bunun ötesine geçiyor: sahip öz sermaye enjeksiyonlarını sabit bir miktarla sınırlandırarak, sahiplerin kendi paralarını takımı geliştirmek için kullanmasını engelliyor. Premier League, Amerikan sporlarında olduğu gibi yumuşak bir maaş tavanı veya lüks vergisi getirebilirdi; bu, harcamaları sınırlarken hırslı sahiplerin yatırım yapmasına izin verirdi. Onun yerine, kayıplara katı bir tavan getirdiler. Bu, geliri zaten büyük olan ve nakit enjekte etmesi gerekmeyen kulüplerin işine yarıyor. Sistem, büyük altılı tarafından büyük altılı için yazılmış.

2027’ye kadar mevcut ‘büyük altılı’dan biri ilk sekiz dışında kalacak. O kulüp: Tottenham Hotspur.

Spurs, ligdeki en yüksek 7. maaş bütçesine ve devasa gelir getiren bir stadyuma sahip. Ama 17 yıldır kupa kazanamadılar. PSR, kötü transfer politikasını veya taktiksel tutarsızlığı düzeltemez. Tottenham bu sezon Şampiyonlar Ligi’ni kaçırırsa, ticari gelir büyümesi yavaşlarken Aston Villa, Newcastle ve West Ham daha akıllı operasyonlarla farkı kapatacaktır. Kurallar zengini korusa da başarıyı garanti edemez. Asıl sınav, Villa gibi büyüyen bir taraftar kitlesi ve enerjik bir sahibi olan bir kulübün, PSR sınırlamasını tamamen görmezden gelip cezayı göze almasıyla gelecek. Kartel ancak böyle kırılır. Ve bu olacak.

Kategori: Yorum | LA Premier League Ana Sayfa